Rektörlük seçimleri ve siyaset...
Erciyes Üniversitesi ve Kayseri Üniversitesi’nde her iki rektörümüzün de görev süresi dolmak üzere. Haliyle bu konu Kayseri gündeminde “sıklıkla” konuşulmaya başlandı. İlerleyen günlerde de daha yoğun bir biçimde konuşulacak, tartışılacak gibi görünüyor.
Kayseri Üniversitesi’nde Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa “iki dönem rektörlük yaptığı için” tekrardan atanması söz konusu olmayacak. Çünkü “kanuni bir engel olmasa da” Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) teamülü öteden beri bu yönde işliyor. Bu nedenle üçüncü dönem “hiçbir” rektör atanmıyor.
Erciyes Üniversitesi’nde Prof. Dr. Fatih Altun’un ilk dönemi. İkinci dönem atanmak için de başvurusunu yaptı.
Kayseri Üniversitesi’nde 60, Erciyes Üniversitesi’nde de 35’e yakın aday var. Dolayısıyla Kayseri’de şu anda 100’e yakın profesör “rektör atanabilmek için” gayret sarf ediyor.
Hiç şüphe yok ki, üniversiteler; bu şehrin, bu ülkenin göz bebeğidir. Bilgi üreten, bilimsel çalışmalar yapan, yükseköğrenim alanında eğitim veren bu üniversitelerin kalitesi “doğrudan hem kurumlar hem de insanlara yansıyan bir boyut taşıdığı için” bu kuruluşların kimler tarafından yönetildiği de çok büyük önem arz ediyor.
Rektörlerin yönetim tarzı, üniversitenin gelişimine yön vermesi, doğru adımlar atması “sadece o kurumları değil” bütün şehri, bütün ülkeyi etkileyen bir boyut taşıyor.
Elbette bu konuda daha çok söylenecek hususlar var ama benim “özellikle bu süreçte” dikkatimi çeken, beni üzen hatta herkesin bu yönüyle düşünmesi gereken bir durumu dile getirmek istiyorum.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi 100’ü geçkin aday rektör olabilmek için başvuruda bulundu ve bu yarışta “Ben de varım” dedi. Buraya kadar her şey olması gerektiği şeklinde ve hiçbir sorun görünmüyor.
Lakin karşılaştığım bir manzara, insana “Bu kadar da olmamalı!” dedirtiyor.
Bazı rektör adaylarımız; milletvekilleri, siyasi partilerin il ve ilçe başkanları hatta çok alt düzeydeki siyasilerle irtibat kurarak “atanabilmek için” adeta çırpınıyorlar.
Kendilerini anlatıyorlar, yakınlarını anlatıyorlar, “diğer rakiplerle ilgili” olumsuz tablo oluşturarak şanslarını yükseltmek istiyorlar.
Bana asıl anormal gelen; profesör titri almış insanların böyle bir sistemde ortaya çıkıp, bu şekilde bir yöntemle atanmaya çalışmaları.
Dünyanın pek çok yerinde en saygın meslek akademisyenliktir.
Yapılan çalışmalarda, insanların akademisyenleri ve akademisyenlik mesleğini en prestijli meslek olarak gördüğü ortadadır.
Bu bakış açısından yola çıktığımızda, akademisyenlerin bu yolla bir kurumu yönetmeye çalışmaları bana çok büyük bir garabet gibi geliyor.
Çünkü ne bilimden, ne eğitimden ne de araştırmalardan söz edilmeyen “aksine siyasetçilere el pençe divan durularak” oturulması hayal edilen bir koltuk sevdası almış başını gidiyor.
Bilimin değil el ufalamanın öne çıktığı bu yarışta kim kazanır bilinmez ama kaybedilenin prestij olacağı aşikâr.



