Saadet Partisi çiftçilerin akıbetini sordu

Saadet Partisi çiftçilerin akıbetini sordu
Edtör Editör
Haber Makale İç ReklamReklam Alanı

Saadet Partisi (SP) Kayseri İl Başkanı Erdal Altun, COP31 gibi uluslararası iklim toplantıları, süslü kavramlar ve çevre duyarlılığı üzerinden kamuoyuna anlatıldığını belirterek, “Ancak asıl mesele şudur; Çevreyi koruma adı altında Türk çiftçisinin, besicisinin ve üreticisinin geleceği hangi taahhütlere bağlanmaktadır?” dedi.

SP Kayseri İl Başkanı Erdal Altun gündeme ilişkin bazı konularla ilgili açıklama yaptı. Altun, açıklamalarında ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi hayata geçirilirken milletimize neler vaat edilmişti?’ diye sordu. “Bürokrasi azalacak, karar alma mekanizmaları hızlanacak, devlet daha etkin ve verimli çalışacak, Türkiye adeta çağ atlayacaktı!” açıklamalarını hatırlatan Altun, şunları söyledi:

“Peki bugün geldiğimiz noktada ne görüyoruz? Devletin işleyişini hızlandırması beklenen sistem, devlet yönetimini parti içi hesaplaşmaların, siyasi yapılanmaların ve dar çevrelerin etkisinin tartışıldığı bir zemine dönüştürmüş durumda. Sayın Cumhurbaşkanının devlet meselelerinden çok, AK Parti içerisindeki yapılanmalar, siyasi dengeler, belediye başkanı ve meclis üyesi transferleriyle meşgul edildiği yönündeki görüntü artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Devlet yönetimi, bir siyasi partinin iç meselelerine kurban edilemez! Rektör atamalarında düzen ve öngörülebilirlik tartışılır hale gelmiş, atamalarda liyakat yerine farklı siyasi ve bürokratik lobilerin etkili olduğu yönündeki iddialar kamuoyunda karşılık bulmaya başlamıştır. Valiler kararnamesi ve birçok bürokrat atamalarında kriterler belirsizleşmiştir, devletin önemli kurumlarındaki karar süreçlerinin neden aksadığı sorusu cevapsız kalmaktadır. Üstelik bütün bunlar yaşanırken, ülkemizin gündemine bir de fon meselesi oturmuştur.”

KAPSAMLI BİR İNCELEMEYİ ZORUNLU KILIYOR

Bizim kanaatimizce artık bu meseleye yalnızca bir finansal kriz veya münferit yolsuzluk iddiaları olarak bakılamaz. Ortaya çıkan ilişkiler, siyasi bağlantılar, belediyeler ve kamu kurumları üzerinden yürütüldüğü iddia edilen faaliyetler çok daha kapsamlı bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır. Tekrar hatırlayalım ki Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’ın da belirttiği gibi Dünya tarihinin en büyük vurgunlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Kimler bu işin içindedir? Kimler hangi siyasi ve bürokratik imkânları kullanmıştır? Bu ilişkiler ağı nereye kadar uzanmaktadır? Yargı makamları ne zaman bu olayın bütün bağlantılarını ortaya çıkaracak, iddiaları münferit tesadüfler zinciri olarak değil, varsa örgütlü bir faaliyet olarak değerlendirecektir? Milletimiz bunu öğrenmek istiyor. Daha da düşündürücü olan, bu iddiaları kamuoyunun gündemine taşıyan gazetecilerin cezalandırılmasıdır. Bir tarafta milyarlarca liralık olduğu ileri sürülen işlemler ve karanlık ilişkiler ağı, diğer tarafta bunları araştıran ve gündeme taşıyan gazeteciler... Bu tablo, olayın üzerindeki soru işaretlerini azaltmak yerine daha da büyütmektedir.”

BİR DE İŞİN ULUSLARARASI BOYUTU VAR: COP31 VE İKLİM POLİTİKALARI!

Ülkemiz bir taraftan fon meselesiyle çalkalanırken, diğer taraftan Türk tarımını, hayvancılığını ve üretim ekonomisini yakından ilgilendiren uluslararası kararların altına imza atılmaktadır. COP31 gibi uluslararası iklim toplantıları, süslü kavramlar ve çevre duyarlılığı üzerinden kamuoyuna anlatılıyor. Elbette çevreyi korumak, iklim değişikliğiyle mücadele etmek hepimizin sorumluluğudur. Ancak asıl mesele şudur; Çevreyi koruma adı altında Türk çiftçisinin, besicisinin ve üreticisinin geleceği hangi taahhütlere bağlanmaktadır? İklim politikaları ve İklim Kanunu kapsamında gündeme gelen yükümlülükler, karbon düzenlemeleri ve emisyon hedefleri Türk tarımına nasıl yansıyacaktır? Zaten üretim maliyetleri altında ezilen, mazotunu, gübresini, yemini karşılamakta zorlanan çiftçimize yeni yükler mi getirilecektir? Karbon ticareti adı altında kurulacak mekanizmalar, üreticinin sırtına yeni maliyetler yüklerken belirli şirketlere ve sermaye çevrelerine yeni kazanç kapıları mı açacaktır? Bunlar cevapsız bırakılabilecek sorular değildir. Yıllardır Türk çiftçisini üretimden uzaklaştıran, ithalatı kalıcı bir çözüm gibi gören tarım politikalarında neden ısrar edilmektedir? İklim politikalarıyla ilgili uluslararası taahhütlerin bu tercihlerdeki etkisi nedir? Kamuoyu bu sorulara açık ve şeffaf cevaplar beklemektedir. Biz çevreyi korumaya karşı değiliz. Ancak çevreyi korumak bahanesiyle üreticiyi tasfiye etmeye, tarımı ve hayvancılığı dışa bağımlı hale getirmeye, milletin alın terini yeni ticari mekanizmalara mahkûm etmeye de razı değiliz. İklim politikaları bir avuç sermaye grubunun kazanç kapısı, Türk çiftçisinin ise yeni bir borç yükü haline getirilemez.”

64 kez okundu
GÖNDER
whatsapp WhatsApp ihbar hattı
0 533 639 19 60
Haber Detay iç, Makale Detay içReklam Alanı
×
Birden çok mail adresi varsa mail adreslerini virgül ile ayırınız
Max 200 karakter
Gönder
×