Hakikaten Kayseri basını garip bir döneme girdi; gazetecilik, geleneksel medya ile sosyal medyacılık birbirine karıştı, garip garip paylaşımlar yapılmaya başlandı.
Kimilerini tehdit/şantaja varan boyutlarda “gel gel yapan altında da sonradan farklı şeylerin çıktığı” mesajlar paylaşılıyor.
Peşinen ifade etmeliyim ki; kendi camiama, meslektaşlarına gazeteciliğin ne olduğunu anlatacak değilim. Böyle bir had ve olguyu kendimde de görmüyorum. Ancak sizlere gazeteciliğin ne olmadığını “gönül rahatlığıyla” söyleyebilirim.
Sosyal platformlardaki mecralardan; sadece kişiye özel mesajlar ve göndermeler yapmak, “aba altından sopa göstererek” tehdit/şantaja başvurmak, sadece birilerini rahatsız etmek amacıyla eleştirmek yahut paylaşımlar yapmak, halkın ve toplumun çıkarları gözetilmeden sadece çıkar amaçlı girişimlere tevessül etmek, “Bana ayda şu kadar vermezseniz…” diye söze başlayıp kamu kurumlarından istediği parayı almadığı/alamadığı takdirde “Sizlerle ilişkileri keserim!” diye sürekli saçma sapan, haber değeri bile olmayan, bir yerlerden kırparak, zorlama yorumlarla haberler yapmak, bu haberler üzerinden de kurumları rahatsız etmeye çalışmak, kişilere “aileleri üzerinden” belden aşağı vurmak, gazetecilik değildir.
Bu profilde olanlar, bu şehirde gazeteciliğin onurunu, kalitesini ayaklar altına alıyor, rencide ediyor ne yazık ki…
Bu noktada da iş ve görev yine tabii ki dürüst, namuslu gazetecilere düşüyor.
Dürüst ve namuslu gazetecilerin, bu tür eylemlerin içerisinde bulunanlara karşı durması lazım.
Kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği üzere, basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.
Şu bir gerçek ki, Kayseri’de gazetecilerin oturup, başlarını iki ellerinin arasına alıp, bu süreci iyi tartışması lazım.
Elbette yargıda da eğitimde de siyasette de kamu kurumlarında da çeşitli sorunlar, problemler var. Tabii buralarda olmaması gerekir, kısmen beklenir yalnız basının bozulması tuzun kokması (!) anlamına gelir.
Bu kadar kritik olan basın ve mesleğimizin ahlakını, etiğini, erdemini, namusunu içselleştirmemiş ve gazeteciliğin ne olduğunu bilmeyenlerin “yıllardır söylediğim üzere” bu meslekten dışlanması lazım.
Kaldı ki bizler de hukuk karşısında “herkes gibi” eşit statüdeyiz. Dolayısıyla mesleki anlamda yapılan birtakım hatalar üzerine karşı tarafın hukuka başvurmasını “Vay ben gazeteciyim!” çığırtkanlığıyla “imtiyazlı” yaklaşım beklemek akıl dışı.
Netice itibarıyla herkes yargıya, hukuka başvurabilir ve varsa bir cezası bunu çeker.
“Ben gazeteciyim, ben basın mensubuyum, herkesi asarım, keserim. Herkese her şeyi yaparım” anlayışı dünyanın ve Türkiye’nin hiçbir yerinde yoktur. Dolayısıyla Kayseri’de olmamalıdır.
Bazıları kendilerini Kaf Dağı’nda; kanun üstü, toplum üstü sanıyor. Valilik, belediyeler buralar şehirler için çok önemli kurumlardır. Buralara ağzına, aklına geleni yazabilecek, söyleyebileceklerini sanıyorlar. Yineliyorum, dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde bir fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü yok!
Basın özgürlüğü, başka özgürlüklerin başladığı yerde zaten sınırlandırılır.
Hâsılı herkesin aklını başına alması gerekir, bu gidiş, iyi bir gidiş değildir; kendi düşen ağlamaz. Günün sonunda “Vay niye bunlar başımıza geldi” demeye de hiçbirimizin hakkı yok.
Bizim; hak, hukuk, ahlak, adalet arayışında olmamız lazım.
Birinci önceliğimizin de halk yani kamu çıkarı olması gerekirken, sırf kendi çıkarlarımızı önceleyen anlayış bize sadece ve sadece imaj, prestij kaybettirir. Bizi değersizleştirir.
Tabiri caizse bizi, zaten zayıf olan imajımızı beş paralık (!) eder.
Herkes gibi, her meslekte olduğu gibi bizim de ekonomik sıkıntılarımız olabilir, oluyor da. Bu işi, işletmecilik boyutunu yapamayanların “Vay niye belediyeler, vay niye kamu kurumları para vermiyor, destek vermiyor” anlayışında olması kadar sakat bir şey yok.
Bir berber dükkânı yahut ticari işletme açıldığında “Belediyeler, kamu kurumları gelsin beni desteklesin” anlayışında olamayacağı gibi medya sektörüne “şu veya bu şekilde” giren insanların bu anlayışta olması kadar abesle iştigal bir durum daha olamaz.
Ne demek yani, medyaya girerken, kamu kurumlarına, belediyelere mi güvendin?
O halde herkes işi gücü bıraksın, gelsin, yalandan da bir tabela assın, medya işine girdim desin, yattığı yerden destek alsın.
Kardeşim; sen dürüst, namus ahlaklı, nitelikli gazetecilik yapıyorsan zaten halk bunu alır, okur, reklam ile başlayarak “helal dairesinde” bunun geri dönüşümü zaten olur. Geçimini de sağlarsın.
Gazeteciliğin; zengin olma, çoluk çocuğunu en lüks yerlerde okutma, gezdirme, yedirme, içirme, lüks bir hayat olmadığını herkes bilir.
Aydınlar, fikir insanları, fikir işçileri zaten böyle bir yaşama razı olarak bu işe girer. Gazeteciliğin maddi değil manevi tatmin boyutu söz konusu.
Bunu anlamayan insanların bu sektörde zaten yaşamadığını, yaşamayacağını görmeleri lazım.
Çirkeflikle, karalamayla, insanlara baskı kurarak, korkutarak, “Yazarım ha!”, “Atarım ha!”, “Şöyle yaparım, böyle yaparım” anlayışıyla bu meslek yapılamadı, yine yapılamayacak.
Bunun karşılığı herkes için ağır oluyor, olacak da!



